5 aydır yazmamışım. Sonbahardı şimdi ilkbahar...
Yaklaşık bir aydır İzmir'deyim. Evimden, bitkilerimden, kedilerimden ve bütün diğer alışkanlıklarımdan ayrı ve uzakta... Çoğunlukla kendimden de ayrı...
Babamın geçirdiği ampütasyon ameliyatı, Urla’daki evimizin
üst katının büyük bir yangınla tamamen yanması ve birtakım sonu gelmeyen
bürokratik ve ekonomik başka sorunlar için daha da kalacağım buralarda. Üstelik insanlar bombalar altında ölürken
bütün bunlardan şikayetçi olmak bir zul...
Eskiden olsa bütün bu ardı arkası kesilmeyen sorunlara karşı
büyük bir öfke duyardım, hayatı ve dünyayı suçlar, saatlerce ağlar bazen beni
ve etrafımdakileri sonsuz gerginlikler sarmalına sokacağını bile bile bağırıp
çağırmaktan kendimi alıkoyamazdım. Oysa her şeyin değiştiği gibi ben de değişmişim ve değişiyorum.
Benim bu hayatta hayran olduğum insan çok olur. Kimdir onlar
derseniz, çok büyük, çok önemli, çok başarılı, çok kariyerli, çok güzel, çok bilgili ya da bunlar gibi çok "herhangi bir şey"li insanlar olmaz hiçbiri. Küçük farklar
yaratan ama bunu sadece kendi hayatı için değil verdiği ilhamlarla diğer insanlar
için de yaratabilen, ediminde görünürde küçük ama esasında büyük farklar
taşıyan insanlardır bunlar.
Şu zor günlerde de eskisi gibi öfke nöbetleri geçirmekten
veya üzgün ruh halimin beni ele geçirmesine izin vermektense böyle insanların hayatlarına,
yaptıklarına çeviriyorum gözlerimi.
Bugünlerde ben, bazen Fukuoka’nın Ekin Sapı Devriminde’ki basit, yumuşak ama hayatı dönüştürücü bir samanının ucundayım, doğanın gerçek doğasını bu mütevazı Japondan okuyor, öğreniyorum. Bazen Defne Suman’ın önce ruh sonra kafa açıcı o içten yazılarında kendime sorular soruyorum, bazen shadow yoga gibi dengeli ama güçlü bir akışta, bazen de Werner Herzog’un “Zihnimle değil ayaklarımla yarattım, kalbime hâlâ tüm filmlerimden daha yakındır” dediği Buzda Yürüyüş kitabının -ya da gerçekten yürüdüğü için deneyiminin demeliyim- öznesiyim.
Bütün bu olup bitenleri başıma gelen birer felaket gibi değil hayatımın
nadas zamanları gibi görüyorum artık. Bu nadas zamanlarında belki yol almıyor
gibi görünüyorum ama toprağımı havalandırıyor, ileride kalkışacaklarım için
kabuk değiştirip yenileniyorum. Hayatım aslında derinden derine bu zor
zamanlarda planlanıyor ve şekil alıyor sanki.
Bu anlarda yaşam çizgisiyle hayranlık duyduğum başka bir cesur kadın, ses veriyor sanki benim içimden: “Doğrultusunu çizmeden yenilenme isteği yetmez!” diyor Sevim Belli. Buzda Yürüyüş’ün nihayet Türkçede yayımlanması haberine sevinirken ben, Herzog “Dünya kendini yürüyenlere gösterir” sözünü sanki kulağıma eğilip bana söylüyor .
Bu anlarda yaşam çizgisiyle hayranlık duyduğum başka bir cesur kadın, ses veriyor sanki benim içimden: “Doğrultusunu çizmeden yenilenme isteği yetmez!” diyor Sevim Belli. Buzda Yürüyüş’ün nihayet Türkçede yayımlanması haberine sevinirken ben, Herzog “Dünya kendini yürüyenlere gösterir” sözünü sanki kulağıma eğilip bana söylüyor .
Bir baba ameliyat masasına bacağını bırakır, insanlar
patlayan bombalarla meydanlara uzuvlarını hatta canlarını... Biz ise bize
kalanlarla yürüyeceğiz. Çünkü dünyada kalple de yürünür, korkusuz açık bir
zihinle de. Elimizde ne kaldıysa ve kalacaksa onlarla yürüyeceğiz biz de.
Hayatta kalanlar dünyada yürümeyi sürdürecek. Biz yürüdükçe değişecek her şey.
Canımdan çok sevdiğim biri ben üzgünken ve hayattan
yorulmuşken bana hep şunu söyler: Mon, hayatımızın bir dönemi hayatımızın
tamamı değildir.
Ve bu sözleri bana güç verir.
Ve bu sözleri bana güç verir.
Bakın bahar geliyor ve doğa bir kez daha dönüşüyor,
uyanıyor. Çünkü mevsimler de hep yürüyor.
* fotoğrafların tümü instagram hesabımdan.
* fotoğrafların tümü instagram hesabımdan.